Türkiyenin En İyi Forum Sitesi
![]() |
| | #1 (permalink) |
| Platin Üye ![]() Üyelik tarihi: 14 Temmuz 2010 Şehir: İstanbul Mesajlar: 1.806 Ettiği Teşekkür: 340 Aldığı Teşekkür: 621
Rep Gücü : 65 Rep Puanı: 6257 Seviye: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | ![]() Biricik Aşkım, Canım Kocacığım, Sana bu mektubu yazma nedenim, dün akşam misafirlerin yanında kullandığın birkaç kelimedir. Bütün gece söylediklerini düşünmekten uyuyamadım. Belki sen hatırlamıyorsun bile. Ben sana hatırlatayım. Misafirlerimiz nasıl tanışıp evlendiğimizi sorunca ‘Bizimki bir aşk evliliği değil.’ Dedin. Niye böyle dedin anlamadım ki. Görücü usulü olur, aileler tanıştırırsa, aşk evliliği olmaz mı? Bir arkadaş toplantısında göz göze gelip birbirimize tutulmuş olmamız ya da filmlerdeki gibi yolda çarpışıp yıldırım aşkına tutulmuş olmamız mı gerekiyor âşık olmamız için? Yavaş yavaş sevilemez mi? Klasik usullerde aşk mümkün değil mi? Sen annemlere benimle görüşmek için geldiğinde, seni görünce kalbim nasıl da çarpmış, ‘Ya beni beğenmezse!’ diye nasılda korkup heyecanlanmıştım. Hele gözlerin gözlerime değdiğinde kalbim kanat takıp uçup senin kalbine konmuştu. Sen de kalbinin kapılarını açmıştın. Bunu bakışlarından anlamıştım. Kısa süre nişanlı kaldık. Nişan günüm benim için çok önemliydi. Çünkü o gün bana ilk defa ‘aşkım’ dedin. Şaşırdın değil mi? Hatırlayamadın. Aslında bana o gün ‘aşkım’ dememiştin. Sadece adımı söylemiştin. ‘Zehra’ demiştin. Öyle güzel söylemiştin ki. Daha önce adımı hiç kimse bu kadar güzel söylememişti. Benim adım ne kadar güzelmiş, demiştim. Ancak bir aşığın dudaklarından aşkının ismi bu kadar güzel dökülebilir. Belki de ikimizin ciddi yapısından ne evlilik öncesi ya da sonrası birbirimize ‘aşkım, sevgilim’ süslü sözcükler hiç kullanmadık. O yüzden mektubun başındaki ‘aşkım’ hitabına şaşırmış olabilirsin. Bana nişanlıyken yolladığın mesajlarda gaye ciddi mesajlardı ama ben içindeki aşkı hep hissettim. Kadınlar ‘seni seviyorum’ sözcüğünü duymak isterler ama ben buna hiç ihtiyaç hissetmedim. Çünkü sen davranışlarınla beni sevdiğini bana hep gösterdin. Bir kadın için ‘aşk’ nedir? Bir kadın için aşk ‘şefkattir’. İçinde şefkat olmayan bir aşkı, hiçbir kadının inandırıcı bulacağını zannetmiyorum. O olsa olsa tutku ya da cinsel çekimdir. Çünkü kadınlar severken, ilgilenirken, düşünürken dünyaya şefkat gözüyle bakarlar. Bunun için ki biz kadınlar, içinde şefkat olmayan bir sevgiyi asla inandırıcı bulmayız. Şefkati çoğu kimse merhamet ile karıştırır. Oysa ikisi çok farklıdır. Merhamet acımaktır, şefkat ise incelikli sevgidir. Anneler çocuklarını acıdıkları için merhametleri ile değil, içten gelen karşılıksız sevginin en güzeliyle, şefkatleri ile severler. Şefkat küçük şeylerdedir ve aşk her zaman küçük şeylerin içinde saklıdır. Ve biz kadınlar için küçük şeyler çok önemlidir. Ben, şefkati sende her zaman buldum, bunu için aşkımızdan eminim. Kışın evde terliksiz gezdiğim zaman, bazen ayağındaki sıcacık terlikleri çıkarıp veriyorsun, bazen benim terliklerimi bulup getiriyorsun ‘Üşüteceksin, terliksiz yere basma’ diyorsun ya ‘İşte bu aşk’ diyorum. Hasta olduğumda benimle ilgilenip üzülüyorsun, işine gitmen gerektiğinde beni iş yerinde arayıp ‘Nasıl oldun?’ diye arıyorsun ya nasıl mutlu oluyorum, bilemezsin. Hele yorgun olduğum günler, bana ev işlerinde yardımcı olman, çay demleyip getirmenden daha büyük bir aşk ilanı olabilir mi? Kavga ettiğimizde, ben kanepe de uyuyup kaldığım zamanlarda, beni uyandırmaya korkarak üstümü örttüğünde, ‘Aşk daha ne olsun ki?’ diye soruyorum kendime. Kısacık süren küslüklerimizde elinden oyuncağı alınmış çocuklar gibi somurttuğun zaman ona hiç dayanamıyorum. İşte o zaman barışmak için saçma sapanda olsa sebepler buluyorum. Hani arabayı çarptığım gün bana kızıp söylenmemiştin de ‘Canın sağ olsun, seni iyisin ya o önemli’ demiştin. O anı hiç unutamıyorum. Bazen yanıma gelip oturuyorsun ve kolunu boynuma dolayıp bana sarılıyorsun ya; başım omzundayken, ben aslında bu dünyadan gidiyorum. Akşamları sen televizyon izlerken, dizlerine başımı koyum uzanıyorum, kitap ya da gazete okuyorum ya aslında orda okumak benim için bir bahane. Ben dizlerinden bana yayılan vücut enerjini ve enerjinin dilinden aşkı dinliyorum orada. Aslında bana aşkını dilinle de itiraf da ettin. Hani bir gün ailenle ilgili bir sırrı bana söylediğinde öğrendiği zaman annen ‘Geline de mi söyledin?’ diye sorunca ‘O benim en iyi arkadaşım.’ Demiştin ya, ne kadar sevindiğimi o zaman sana söylememiştim. Ben de seni her zaman en iyi arkadaşım olarak gördüm. Seninle konuşmak, şakalaşıp gülüşmek benim en büyük mutluluğum. Gülmek sana çok yakışıyor, sen gülerken ağzında güller açıyor, biliyor muydun? İşte bana o güller yetiyor. Yıllardır her akşam senin gelme saatin yaklaştığında heyecanlanıyorum. Gözlerim gözlerine değdiğinde neden bilmiyorum ama utanıyorum. Belki de biliyorum, senin şefkatini çabucak şehvete çevirdiğim için olmalı. Tabi senin bu konuda hiç şikâyetin yok. Bu benimle ilgili bir şey değil. Şefkatle ruhu okşanan kadın bedeninin okşanmasını da ister. Bu ikisi birbirine bağlıdır. Kadınlar hoyrat bakışlardan ev hoyrat ellerden nefret eder. Sen bana hep sevgiyle dokundun. Bunun için sana teşekkür ederim. Damağa yapışan küçük çikolataları sevdiğimi öğrendiğin günden beri, bana araya araya, o çikolatalardan arayıp getirdiğinde çok mutlu oluyorum. İşte bu da bir aşk değil mi? Beni düşünmen… Küçük çikolataları neden seviyorum biliyor musun? Çünkü aşkımıza benzetiyorum. Çikolatayı damağıma yapıştırıp o eşsiz lezzetini yavaş yavaş alıyor, tadını çıkara çıkara, keyfine vara vara, ağzımda eritiyorum. Tıpkı aşkımız gibi. Yıllardan beri seninle, acelesiz, keyfini çıkara çıkara yaşıyorum. İşte bunu için akşam neden ‘Bizim evliliğimiz aşk evliliği değil.’ Dedin anlayamadım, sana çok kırıldım. Evet, bizim aşkımız üç günde başlayıp beş günde biten, sonra nefrete dönüşenlerin aşkı gibi, hızlı bir aşk değil. Ben sana yavaş yavaş âşık oldum. Aşk başka ne olabilir ki, diye diye âşık oldum. En güzeli yavaş yavaş, tanıya tanıya âşık olmak değil mi? Ve biliyorum ki benim aşkım çok büyük. Biz birbirimizi sözlerim ile değil gözlerimizle sevdik. Ve gözler yalan söylemez, diye biliyorum. Ama eğer ben yanılıyorsam, sen bana aşık değilsen bir daha bana öyle tatlı tatlı bakama, sevdiğim. Her gün evde seni heyecanla bekleyen karın Zehra…. Mehmet, az önce karısının iş yerine getirip masana üzerine bir zarfın içinde bıraktığı mektubu bitirdiği zaman gülümsedi. O da akşam ona vermek üzere bir kâğıt hazırlayıp şöyle yazdı. ‘Konuşurken dil dolaşır, yanlış şeyler söyleyebilir, bunun için senden özür diliyorum ama haklısın gözler ala yalan söylemez. Sen gözlerime bakmaya devam et. Koklamaya doyamadığım aşk çiçeğim.’ Mehmet eve giderken bir kuru damağa yapıştırılabilen, küçük çikolatadan aldı, yazdığı kâğıdı kutunun içine koyup Zehra’sına götürdü. Sema Maraşlı – Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz… isimli kitabından alıntıdır. |
| | |
| mprace Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 2 Kisi: | GranDük.Lewi (08 Mayıs 2011), PERİ (09 Mayıs 2011) |
| | #2 (permalink) |
| Viki Modérateur Français! ![]() Üyelik tarihi: 12 Nisan 2011 Şehir: 16 Mesajlar: 6.210 Ettiği Teşekkür: 839 Aldığı Teşekkür: 550
Rep Gücü : 63 Rep Puanı: 5510 Seviye: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Sen annemlere benimle görüşmek için geldiğinde, seni görünce kalbim nasıl da çarpmış, ‘Ya beni beğenmezse!’ diye nasılda korkup heyecanlanmıştım. Süper bir şey .. Bu kitabı bulmam lazım ![]() Teşekkürler |
| | |
![]() |
| Etiketler |
| Çikolata, damakta |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
| Sistem Bilgileri | Site Bilgileri |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0 Forumla+ |