Türkiyenin En İyi Forum Sitesi
![]() |
| ||||||||
| Ortaya Karışık Birşey paylaşmak istiyorsunuz, ama uygun bölümü bulamadınız mı? işte burası tam sizin için.. |
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil |
| | #2 (permalink) |
| Kayıtlı Üye ![]() Üyelik tarihi: 29 Ağustos 2010 Şehir: izmir Mesajlar: 2.135 Ettiği Teşekkür: 470 Aldığı Teşekkür: 258
Rep Gücü : 29 Rep Puanı: 2596 Seviye: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | KENDİNİ SEVMEK. Eğer hayat bir öğrenme süreci ise onun niçin bu denli acı verici olması gerekiyor? Bu sorunun çok dokunaklı bir noktası var. Eğer bu dünya katına öğrenmek için geliyorsanız, o halde bu neden bu kadar zor görünüyor? Eğer onun devinim halindeki bir kendiliğindenlik (spontanelik), bir harikuladelik ve güzellik hayatı olduğu varsayılıyorsa, şu halde neden çoğu zaman bunun zıddı gibi görünüyor. Burada bazı kuramlar üzerinde konuşuyoruz - kozmik olgular, umutlar ve arzular üzerinde; fakat sonunda, dostlarım, tek temel gerçeğe gelmek zorundayız. Hayatınızda bazı anlar gelir ki, tek bir şeye sahip olduğunuzu idrak edersiniz: Kendinize. Ömrünüz boyunca, kendinizi dünyada rahat hissetmek için kullandığınız bütün "destek ve payandalar" sonunda artık işe yaramaz olurlar. Hayatınıza anlam katan kimselerle ilişkideyseniz, bir sabah uyandığınızda, kendinizi yapayalnız bulabilirsiniz. Çocuklarınız varsa büyürler; eğer hayatta önemli bir mevkiniz varsa, emekli olursunuz ya da mevkiiniz sizden alınır; güzelliğiniz varsa, yaşlanırsınız; eğer güçlüyseniz, zayıf ve titrek hale gelirsiniz. Birçokları bana gelip diyorlar ki: "Tanrı'yı bilmeyi her şeyden çok istiyorum." Ancak, onlar aslında Tanrı'nın onlarda beğenmediğini "bildikleri" şeylerden nasıl kurtulabileceklerini bilmek istiyorlar. Öfke ve kıskançlık gibi "negatif" duygulardan nasıl kurtulmalı. Fakat sizin bir parçanız olan bir şeyden nasıl kurtulabilirsiniz ki? Birçok yaratıcı yol denenmiştir. Seçilen ilk yol genellikle, öfkelenmemize neden olacak durumlardan ve insanlardan uzak durmak ve kıskançlığınıza neden olabilecek ilişkilere asla girişmemektir. Bu duygular, kendinizi bulunmak istediğiniz düzeyin altında hissetmenize neden oldukları için, onlardan kurtulmak üzere hayatınızı daraltırsınız. Uç noktalarda bu kısıtlayış "terk ve feragat endişe" kadar varır ve siz ister bir mağaraya, ister evinize sığınmış olun, arzunuz hissetmek istemediğiniz o tepkileri depreştirecek uyarımlardan uzak durmaktır. Fakat gün gelir, evinizden çıkar ya da dağdan aşağı inersiniz ve komşu mağazaya girersiniz. Biri sizi itekleyerek önünüzdeki sıraya girer ve sizin barış halindeki iç dünyanızda bir öfke patlaması olur. Sonunda, terk ve feragatin işe yaramadığını idrak ettiğiniz zaman, bir sonraki girişiminiz öfkelenmemeye karar vermek şeklinde olur. O zaman yüzünüz bir maske haline gelir. Yüzünüze bir gülümseme yerleştirip, çene kemiklerinizi sıkarsınız. Sürekli gülümsemek zorundasınızdır, çünkü kendinizi serbest bıraktığınız zaman ağlayabilirsiniz, haykırabilirsiniz veya bir başka "uygunsuz" şey yapabilirsiniz. İçinizde kaynaşan duyguları iradenizle alt etmeye çalışırsınız. Ve bu bir süre için işe yarar; ama bir gün gelir, huzur bozucu bir olay sizin dişlerinizi sıkmanıza fırsat vermeden ortaya çıkar ve siz üstesinden gelmeye çalıştığınız aynı duyguların ve aynı korkuların etkisi altında tepki veririsiniz. Neyi başarmış oldunuz? Bütün bu manevralarla siz harikulade bir yönetme oyunu oynamaktasınızdır. Sizi rahatsız etmemeleri için insanları idare etmektesinizdir, çünkü eğer onlar iyi ve terbiyeli davranırlarsa siz de kötü davranmak zorunda kalmayacaksınızdır. Eğer sevgiliniz sizi kıskandırmama konusunda çok dikkatli davranırsa, siz kıskançlık hissetmeyeceksiniz, eğer hiç öfkelenmeyen bir patron seçerseniz, öfkeyle başa çıkmak zorunda kalmayacaksınızdır. Böylece, ortamınızı buna göre oluşturmaya çalışırsınız. Başa çıkılması size fazla zor gelen şeyleri geride bırakırsınız, çünkü kendinizin o tarafıyla yüzleşmek istemezsiniz. Sizin için pasif bir ayna olabilecek ve böylece de sizi "negatif" yönlerinizi görmek zorunda bırakmayacak birilerini bulmaya çalışarak, bir ilişkiyi bırakıp bir diğerine yönelebilirsiniz. Fakat sonunda bu çabaların hepsi boşa gider. Bir gün çevrenizde koşuşan bu küçük "şeytanlar" dan kendi başınıza kurtulamayacağınızı anlamış olarak yalnız kalırsınız. O zaman bir başka parlak fikir gelir - bu işi Tanrı' ya havale etmek! Siz yapamıyorsunuz öyleyse sizin adınıza bunu Tanrı yapsın diye O'na bırakırsınız. Şimdi önce O'nu bulmak ve sonra O'ndan bütün bu tatsızlıkları sizin adınıza gidermesini istemek zorundasınız. Şu ya da bu zamanda, hepiniz O'ndan böyle bir şeyi istemeyi denemediniz mi? Herhangi bir şey değişti mi? Böylece, şimdi o harikulade "spiritüel uyanış" oyunu başlıyor ve siz uzun bir aydınlanma sürecine başlıyorsunuz. Bir üstada gidiyor, bütün "doğru" şeyleri yapıyor, bütün "doğru" mantraları zikrediyorsunuz, çok keskin ve dikkatli ve öylesine iyisiniz. Ve bu sürecin sonunda Tanrı'yı bulacağınızı ve negatif yönünüzden kurtulacağınızı umut ediyorsunuz. Bu noktada bir an tartışmamızın dışına çıkmak istiyorum . Mary Margaret'i iyi tanıyanlar arasında çoğunuz kuşkusuz bu soruyu sormuşsunuzdur: "Bu iş için neden o seçildi?" Bir neden vardır ve bunu şimdi o bile hatırlamıyor bile. Pasifik'teki küçük bir adada, küçük bir kız olarak yaşarken, yalnız başına birçok saat geçirir ve eski Hawaii kilisesine gider, molozlar üstüne oturup bacaklarını sallayarak düşünürdü. Düşünüyordu ki çeşitli dinlere mensup kişilerden oluşmuş bir topluluk içindeydi ve eğer o topluluğa uyum sağlayacaksa bunlardan bir anlam çıkarması gerekiyordu. Hawaii' de diğerleri arasında Budistler, Mormonlar, Katolikler, Zen Budistleri, Hristiyanlar ve Kahuna öğretilerine bağlı Hawaii yerlileri vardı. Genç kız bu çeşitli kiliselere devam ediyordu, çünkü babası, konumu gereği oralara gitmek zorundaydı ve kızını da beraberinde götürüyordu. Zamanla onun bilincinde bir hayli çeşitli malzeme birikti ve o bunların arasındaki kendisine gerçekten apaçık görünen muazzam farklılıkları nasıl bağdaştırabilineceğini düşündü. Böylece, o oturup bacaklarını sallayarak düşündü durdu. Sonra bu ikilemi birleştirmek için şu soruyu yanıtlaması gerektiği hakkında ona farkındalığından kaynaklanan bir kanı geldi: Bir adada yalnız başına, kitapları ve arkadaşları olmadan yaşayan bir kişi Tanrı'yı nasıl bulabilir? Bu onun araştırmasının temelini oluşturdu. Ve benim bugün söyleyeceklerim, onun birçok yıl önce kendi kendisine sormuş olduğu sorunun yanıtıdır. Çünkü sonuçta siz bir adada tek bir kişisiniz ve okumuş olduğunuz tüm duaların sizin boşluğunuz karşısında hiç bir anlamı yoktur. O halde lütfen şu gerçeği kabul ile başlayın ki, sizin temel kimliğiniz belki de pek fazla değişmeyecek. Ne yaparsanız yapın, ne tür zihinsel jimnastikler uygularsanız uygulayın, genelde kendiniz olarak kalacaksınız. Siz kim iseniz o’sunuz, yüz milyarlarca deneyimin nihai ürünü. Öyle ise kim iseniz o olduğunuzu kabul etmek ve onaylamakla başlayın. Bu kabulü varlığınızın derinliklerinde beyan ettikten sonra, örneğin, bir kıskançlık duygusuyla karşı karşıya geldiğinizde, kendinizi yine kapana sıkışmış hissedeceksiniz. Kapana sıkıştınız çünkü o kıskançlık duygusundan uzaklaşamıyorsunuz. Uzaklaşmayacaksınız, çünkü uzaklaşmak zorunda değilsiniz. Hayatınız sizde düzeltilmesi gereken bir yanlışlık olduğu ve onu düzeltmek zorunda olduğunuz varsayımına dayandırılmıştır. Sizde hiç bir bozukluk olmadığını, sizin kesinlikle düzeltilmeye ihtiyacınız olmadığını söylemek isterim. Sizin içsel geriliminiz, varlığınızın bazı kısımlarını sevememekten kaynaklanmaktadır. Onları sevmiyorsunuz, çünkü size o yanlarınızı sevmemeniz telkin edilmiştir. Sizin özgürlüğünüzü gerçekleştirecek olan kendi içinize dönmek ve varlığınızın bütün gücüyle şöyle söyleyebilmektir: "Kıskançlıklar içinde de olsa ben kendimi seviyorum" Sizin özgürlüğünüz her ne olursa olsun, o duygunun, o düşüncenin, o eylemin içindeyken "Ben kendimi bu anda, olduğum gibi seviyorum," diye bilmenizde yatar. Kimilerinizin zihinlerindeki korkuyu görüyorum; sanıyorsunuz ki o yanınızı sevecek olursanız, hayatınızın sonuna kadar o yanlarınıza takılıp kalacaksınız. Size bu noktada, içinizde ve çevrenizde gerçekte nelerin vuku bulduğu ve bu duyguların nasıl meydana geldiği ve onları kabullenmenizin niçin sizin çıkış yolunuz olduğu hakkında kozmolojik bir görüşü iletmek istiyorum. Lütfen izlemeye çalışın. Gerçek şudur: Düşünceler her zaman sizin çevrenizde hareket halindedirler. Sizinle düşünceler arasında sizin deyiminizle, aura'nız bulunur. Bireysel eğilimlerinizden ötürü, geçiş halindeki düşüncelerden bazılarını seçip kendinize çekersiniz. Her zaman bu aynı düşünceleri kendinize çekme eğilimindesinizdir, böylece hep aynı yollardan tekrar, tekrar geçersiniz. Değersizlik, korku, kasvet düşünceleri: yıpratıcı, negatif düşünceler tekrar ve tekrar. Şimdi önemli bir nokta. Bir düşünce size geldiğinde o düşünce fiziksel bedeninize duygu olarak aktarılır. Ve bu duygu sizin deyiminizle, ruhunuza kaydolur. O anda gelecek zamana ait bir eylem şekil alır. Süreci anlıyormuşsunuz? Dışınızdaki düşünce aura alanınızdan geçerek size gelir. Size çarpar. O bir duygu olarak kayda geçer. İçinizdeki o duygudan siz, gelecekte yer alacak bir eylem formüle edersiniz. Örneğin düşünce şöyle gelir; "Bu kişi benden hoşlanmıyor" Duygu öfke halinde kendinin belli eder, gelecekteki eylem, intikamıdır. Siz dünya katına bütün bir duygular, bu heyecanlar dizisini deneyimlemek ve onlar üzerinde hakimiyet kazanmak, üzere geldiniz. Tepkilerinizi, kendinize çekeceğiniz düşünceleri, hayatınızda gerçekleştireceğiniz eylemleri seçebildiğinizi idrak ettiğiniz zaman hâkimiyeti kazanmış olursunuz. Ve size bugün söyleyeceğim şu ki, kendinize çektiğiniz düşüncelerden çoğunun temelinde sizde bir kusur olduğu ve sizin sevilmeye layık olmadığınız ve sevilmek için bir şeyler yapmak zorunda olduğunuz inancı yatmaktadır. Ben size bu süreci ters yöne çevirmek üzere, şimdiye kadar hiç aklınıza gelmemiş şu mantra'yı ciddi sürekli bir görev olarak tekrarlamanızı önereceğim: Ben kendimi seviyorum. Bir anda keder ve umutsuzluktan mutluluğa geçebilirsiniz. Deneyin mutlu bir düşünceyi düşünün, mutlu olacaksınız. Karamsar bir düşünceyi düşünün mutsuzlaşacaksınız. Ama işte burada, sandalyede oturuyorsunuz! Herhangi bir şey oldu mu size? Biri size vurdu mu? Hayır! öylece oturuyorsunuz, "neşe"den, "bezginliğe" geçebilme yeteneğindesiniz. Bütün yaptığınız düşüncenizi değiştirmek oldu. Bunu nasıl yapacağınızı zaten biliyorsunuz ve bunu her zaman yapıyorsunuz. Eğer sessizce otururken bir anda ruh halinizi değiştirebildiğiniz doğru ise, belki sessizce otururken ve anlayışla, "Ben kendimi seviyorum" dediğinizde içinizde bir şeylerin olduğunu hissetmenizde mümkün olabilir. İçinizde bir sıcaklık duymaya başlayacaksınız. İçinizde bir "ateş" olduğu doğrudur. Sevgi yoluyla "ateşlenen" bir çakra vardır. Size önümüzdeki ay, her gün sadece oturup bunu hissetmek için kendinize biraz zaman ayırmanızı öneriyorum. Hepsi doğrudur. Bu kendini sevme duygusu üzerinde durarak bir sıcaklık meydana getirmeye başlarsınız. Şimdi negatif diye nitelenen bir duygu ortaya çıktığı zaman nelerin olduğunu tartışalım. Orada öylece oturup sıcaklığı hissediyorsunuz, gücü hissediyorsunuz, kendinizi harika hissediyorsunuz, derken telefon çalıyor. Açıyorsunuz, biri, "Sen gerçekten de görgüsüzün birisin!" diyor. Şimdi, biraz önce orada olmayan bir duygu içinize giriyor. Süreç devam ediyor, düşünce geçip giderken siz onu çekip alıyor ve hissediyorsunuz. Belki onu büyük ağır, keskin bir kaya gibi hissediyorsunuz. Bu yüzden ondan kurtulmak istiyorsunuz. O zaman zihniniz, gelen beyan ne ise, onu ret ve inkar etmeye çalışıyor, fakat sonuçta, bu bir işe yaramıyor. Bunu daha önce de denemiştiniz ve işe yaramamıştı. İşe yarayacak olan şudur. O acı verici duyguyu içinizde hissettiğiniz anda kendi kendinize, "Ben bu duyguyu seviyorum!" deyin. "Ben onu hoş karşılıyorum" Onun bir yere gitmesi ya da değişmesi gerekmiyor. O benim bir parçamdır. Bu duyguyu kabul ediyorum." Ve orada her zaman mevcut olan sıcaklık, o "kaya"ya olan sevginizden, "o" sizin sevginizin duygu kütlesinin içinde akar, onu kuşatır, onu yüceltir ve o "sevimli" hale gelir. Ve siz iki şeyi birlikte taşıyabilme yeteneğinde olduğunuzu görürsünüz: Sevginizi ve o şiddetli ıstırabı. Sevginiz öylesine engindir ki onun taşıyamayacağı hiç bir şey yoktur ve işte sizin öğrenme ihtiyacında olduğunuz şey bu enginliği kullanmaktır. Hiç bir ıstırap, sizin onu ve sevginizin muazzam gücünü aynı anda içinizde barındıramayacağınız kadar büyük değildir. Siz seçim yapmak zorunda değilsiniz. Tüm ıstıraba, tüm hastalıklara, tüm acılara, tüm pişmanlıklara, tüm suçlara sahip olabilirsiniz, yinede üzülmenize gerek yok; çünkü gönlünüzdeki sevgi öylesine uçsuz bucaksızdır ki o hepsini taşıyabilir. Öylesine çaresizce dışta aradığınız bir şeyi siz kendiniz üretebileceğinizi nihayet anladığınız anda kendi hayatınızın efendisi olursunuz. Siz sevgiyi, güvenceyi kendi dışınızda arıyorsunuz; onu içinizde bulduğunuz anda artık efendi sizsiniz. Ancak o zaman siz bir başkasını sevecek bir durumda olursunuz. Çünkü o dakikaya kadar siz sürekli olarak birbirinizden bir şeyler istemektesinizdir, bunu ne kadar incelikle ve zekice yapıyor olursanız olun. Hayatınızı canlı kılan şeyleri siz biliyorsunuz. Hayatınızı yaşamaya değer kılan şeyleri siz biliyorsunuz, sabahleyin kalkıp işinize gitmek istemenizi sağlayacak şeyleri. Ve siz, yatakta kalmak ve yorganı başınıza çekmek istemenize neden olan şeyleri de biliyorsunuz. Öyleyse yapmak istediğiniz şeyleri yapın hayatınızı canlandıracak, size güç, size iç sıcaklık verecek şeyleri. Ve sizi güçsüz kılan, boğan, uyuşturan, donuklaştıran şeyleri yapmaktan vazgeçin. ALINTI |
| | |
| reredan Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | KaramboL* (07 Şubat 2011) |
| | #3 (permalink) |
| Kayıtlı Üye ![]() Üyelik tarihi: 29 Ağustos 2010 Şehir: izmir Mesajlar: 2.135 Ettiği Teşekkür: 470 Aldığı Teşekkür: 258
Rep Gücü : 29 Rep Puanı: 2596 Seviye: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Bilinçaltımız üç şeye duyarlıdır: Olumlamalar, İmgeleme ve Hissetme. Bilinçaltı bu yollardan programlanabilir ve yeniden programlanabilir. Her biri önem taşımakla beraber etkinlik açısından bir öncelik sırası var mı deseler Hisler, imgeleme ve olumlamalar derim. Maalesef ki insanlar duygularının yaşam içinde başarı ve başarısızlıklarındaki önemini anlamamaktadır. Sonuç olarak kendi başarılarını engellemektedirler. Şöyle ki... Bir şey için en son ne zaman endişelendiniz? Endişeniz ne kadar sürdü? 1 gün, 1 hafta, sonsuza kadar? En son kendinizi mutlu hissettiğinizde bu mutlu dakikalar ne kadar sürdü, kendinizi bu mutluluğa ne kadar kaptırdınız? Çoğu insan sıkıntıları için ayırdığı zamanın yarısını başarıları için, mutluluklarını hissetmek, hatırlamak için ayırmaz. His bilinçaltını programlamada çok güçlü bir araç olduğu için böyle yaparak başarılı şekilde bilinçaltlarını yeniden korku, endişe ve şüphe ile programlıyorlar. Bilinçaltlarına negatif tohumlar ekmek için fazla zaman harcarlar. Hatırlayın, bilinçaltınız gerçek ile capacanlı hayal edileni birbirinden ayırt edemez..Mesaj, yeterince güçlü bir hissedişin eşliğinde hayal edilerek bol bol tekrar edildiğinde bilinçaltınız bunu sevdiğinizi düşünecektir ve sizin için buna benzer durumları daha fazla sunacaktır. Her zaman kendinizi iyi hissettiğiniz ve uzun süre bu hissi beraberinizde taşıdığınız durumları hatırlayın..Böylece kendinizi sürekli olumlu tutum içine sokun. Endişelere son verdiğinizde ve olumlu duygularınızı canlı tuttuğunuzda fark edeceksiniz ki içinde bulunduğunuz şartlar, ortam değişmektedir. Giderek daha fazla mutlu deneyimleriniz olacaktır. Görüyorsunuz başınıza gelen her şey sebep sonuç yasasının sonuçlarıdır. Şu an deneyimledikleriniz bir süre önce ektiklerinizin etkileridir. Olumsuz bir etki deneyimlemek sizi endişelendirebilir ama siz endişelendiğinizde gelecekte tekrar büyüyecek bir negatif etki yaratıyorsunuz . Durun artık! Endişelenmekten vazgeçin ve mutlu olun! Yaşamda deneyimleri duygulardan ayırmayı öğrenmemiz gerek.. Başımıza gelen sadece bir deneyimdir. Hiç kimse bize , duygularımızı o deneyime yapıştırmak zorunda olduğumuzu söyleyemez.. Hala , toplumsal şartlanmalar nedeniyle insanlara kötü bir şey olduğunda endişe, acı hissi ve kötü hissetmeyi doğal kabul ediyoruz. Deneyimlerinizi seçemeyebilirsiniz ama o deneyimlerin sizde ürettiği negatif duyguları sahiplenip sahiplenmemek elinizdedir. Bu sizin bilinçli seçiminizdir... Olumsuz duygulara tutunmayınız!! Bu seçim sizin bilincinizin seçimidir. Bilincinizi duygularınızı kontrol etmede kullanın!! Pozitif duyguları seçin...Başlamak her zaman zordur ama bilinçaltı işi üstlendiğinde her şey doğal ve kolay olacaktır.. Alıntı. |
| | |
| reredan Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | KaramboL* (07 Şubat 2011) |
| | #4 (permalink) |
| Kayıtlı Üye ![]() Üyelik tarihi: 08 Aralık 2010 Mesajlar: 16.997 Ettiği Teşekkür: 1.919 Aldığı Teşekkür: 1.961
Rep Gücü : 214 Rep Puanı: 19630 Seviye: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Bence harika bi düşünce olmuş. Eline sağlık arkadasım. |
| | |
| KaramboL* Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | reredan (07 Şubat 2011) |
| | #5 (permalink) |
| Kayıtlı Üye ![]() Üyelik tarihi: 29 Ağustos 2010 Şehir: izmir Mesajlar: 2.135 Ettiği Teşekkür: 470 Aldığı Teşekkür: 258
Rep Gücü : 29 Rep Puanı: 2596 Seviye: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Sözün gücü yaradılışta başlıyor. Yüce Yaradan, her şey için, önce “OL” demedi mi? Büyük Yol Göstericiler ve filozoflar, insanları hep sözleriyle etkilemedi mi? Evet., ağzımızdan çıkan her sözün bir gücü vardır. Boşuna dememiş büyükler, “Dil, kılıçtan daha keskindir” diye. Bir Fransız atasözü de şöyle diyor; “İnsanlar, söylemedikleri sözlerin efendisi, söyledikleri sözlerin kölesidir.” Ne kadar doğru değil mi? Söz ağzımızdan bir kere çıktı mı, geriye dönüşü imkansız!.. Söylediğimiz sözün bağlayıcılığı, bizi zaman zaman çeşitli ızdıraplarla da karşı karşıya bırakmıyor mu? Bazen de sarfettiğimiz sözler, ÖZ’ümüzden çok uzakta olabiliyor. İçimizde hissettiğimizi dışarıya tam yansıtamıyoruz, kelimeler yetersiz kalabiliyor. Bazen de sözümüze EGO‘muzu katıp, özden iyice uzaklaşabiliyoruz da. Bu konuda bir yücelik, biz insanlara şöyle sesleniyor; “Düzelecek olan özünüzde değil, sözünüzdedir. Çünkü siz özü temiz olansınız, sözünüze dikkat ediniz.” Dolayısıyle kullanacağımız sözün nereden geldigini, (özden mi, ego’dan mı?) zihnimizde bunu ayırdetmesini öğrenebilirsek, – ki bu, belirli bir farkındalık isteyen iştir, – o zaman sorun kalmıyor sanırım. Bu da ancak düşüncelerimizi kontrol etmekle mümkündür. Çünkü sözler, düşüncelerimizi ifade etmenin en kestirme yoludur. Ve sonuçta düşüncelerimizin kalitesi neyse, sözlerimizin ve davranışlarımızın kalitesi de o olmaktadır. Bence insan, öz’ünden düşünüp konuşabilmeyi öğrendiği zaman, gercek güce kavuşabilir, sözün yaratıcı gücünü kullanabilir. Bu da ancak tekâmülle mümkündür. Bir ruhsal bilgi diyor ki: “Tekâmül etmiş insan, şimdi sizin anladığınız, sizin bildiğiniz bilgilerin tamamen dışındadır. O artık, boş yere konuşmanın, boş yere söz sarfetmenin faydasız olduğunu bilir. Onun için, birçok şeyler o kadar çabuk, basit ve kolay olur ki, ondan önce birçok dil dökmeye ne lüzum var.” Söz ve ses arasındaki ilişkiye gelince; belirli bir tekamül seviyesine ulaşmış olan insanlar, gerçekleri, özlerinden dile getireceklerinden, söylenen söz, özün enerjisini de taşır. Dolayısıyla Öz’den gelen sözün şifa gücü de vardır. Erol Yurderi |
| | |
| | #6 (permalink) |
| Kayıtlı Üye ![]() Üyelik tarihi: 20 Haziran 2010 Şehir: yeryüzü parçası Mesajlar: 1.467 Ettiği Teşekkür: 257 Aldığı Teşekkür: 233
Rep Gücü : 26 Rep Puanı: 2375 Seviye: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
paylaşım için çok ama çok teşekkürler. |
| | |
| Kiraz Çiçeği Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | reredan (07 Şubat 2011) |
| | #7 (permalink) |
| Kayıtlı Üye ![]() Üyelik tarihi: 08 Aralık 2010 Mesajlar: 16.997 Ettiği Teşekkür: 1.919 Aldığı Teşekkür: 1.961
Rep Gücü : 214 Rep Puanı: 19630 Seviye: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | NEREYE GİTTİĞİNİZİ BİLİYORSONIZ, YOLCULUK DAHA EĞLENCELİDİR. İnsanların başarıyı tanımlamakta genellikle zorlandıkları her zaman gözlenmektedir. Oysa başarının ne olduğunu bilmiyorsanız, ona nasıl ulaşılacaktır. Bu yüzden sizin için anlam taşıyacak bir başarı tanımı ortaya koyalım: BAŞARI BİR YOLCULUKTUR. Bu kitapta sağlanmak istenilen şeyler şunlardır. Sizin kendi kişisel başarı resminizi çıkarmanıza yardımcı olmak, başarı yolculuğunda uyulması gereken kuralları öğretmek sorularınızın çoğunu yanıtlamak ve sizi kendinizi değiştirip gelişmenizi sürekli kılmak için ihtiyacınız olan şeylerle donatmak. Bu süreçte başarının herkese göre olduğunu onlayacaksınız. Başarının elde edilmesinde yada bir hedefe ulaşmakta yanlış anlayışların bir kaçı şunlardır. ZENGİNLİK : Başarı hakkındaki herhalde enyaygın yanlış anlama başarının parayla eş tutulmasıdır. Pek çok insan, para biriktirdikleri zaman başarılı olacaklarına inanır. Oysa zenginlik, kendiliğinden mutluluk yada başarı getirmez. ÖZEL BİR DUYGU : Başka bir yaygın yanlış anlama, insanların kendilerini başarılı yada mutlu hissettikleri zaman başarıya ulaştıklarıdır. Ancak kendini başarılı hissetmeye çalışmak herhalde varlıklı olmaya çalışmaktan daha da zordur. ÖZEL VE DEĞERLİ MALLAR : Bir şeyi çok fazla istediğiniz ve ona sahip olsaydınız yaşamınızın ciddi ölçüde değişeceğine inandığımız bir durum olmuştur. Oysa başarı bu şekilde ölçülmez ve ulaşılmaz, eşyalar olsa olsa geçici bir zevk verir. GÜÇ : Güç bir karakter testidir. Abraham Lincoln dediği gibi “Herkes zor duruma düşebilir, ama bir insanın karakterini denemek isterseniz gücü onun eline verin.” Güç, kişisel bütünlüğü olan bir insanın ellerinde muazzam yarar sağlarken; bir başkasının elinde korkunç yıkımlara neden olur. BAŞARI : Başarı birbiri peşi sıra yerine getirilmeye çalışılacak bir hedefler listesi değildir, gidilecek bir yere ulaşmak da değildir. Başarı bir yolculuktur. Başarının elde edilmesinde yada hedefe ulaşmakta yapılması gereken şeylerden bazıları şunlardır. Amacını bilmek, Potansiyelinize ulaşmak, Başkalarına yararlı olmak isteğidir. AMACINI BİLMEK Başarı bir yolculuktur Belirli bir yere vardığınız yada belirli bir hedefe ulaştığınız zaman birdenbire başarılı olmuş olmazsınız. Ama bu, varacak bir hedef saptamadan yolculuk yapmanız gerektiği anlamına da gelmez. Hangi yöne gitmekte olduğunuzu bilmezseniz amacınızı yerine getiremez ve potansiyelinize ulaşamazsınız. Gideceğiniz yeri saptayıp ona doğru yelken açmanız gerekir. Başka bir değişle, hayalinizi keşfetmeniz gerekir. Hayali olan bir insan, yükselmek için nelerden vazgeçmek istediğini bilir. Hayalimiz bize yön kazandırır, potansiyelinizi arttırır, önceliklerinizi belirlememize yardım eder ve çalışmalarımıza değer katar. Geleceğimizi yönlendirmek tutumumuzla yakında ilgilidir. Tutum, başarılı bir insana damgasını vuran ilk özelliktir. Olumlu tutumu olan, olumlu düşünen ve iddialı olmayla zorlukları seven bir insan, başarının yarısını elde etmiş demektir. Başarı yolculuğunda gezinin ilk bölümü, son bölümü kadar önemlidir. Buradaki temel yön, gideceğin yere doğru sürekli hareket halinde olmaktır. Nitekim hedefleri belirlemek de bunun sürekliliğini sağlamanın en iyi yoludur. Hedefler amaç duygunuzu harekete geçirir ve size gidin der. AZAMİ POTANSİYELİNİZE ULAŞMAK. Gelişmessek gerçekten yaşayamayız. Gelişmek, bilinen amaç sınırlayıcı kalıplardan güvenli ama ödül getirmeyen çalışmalardan, artık inanılmayan değerlerden, anlamını kaybetmiş ilişkilerden vazgeçmek anlamına gelir. Bir şeyleri yaparken başarısızlığa uğramaktan korkmamalı. Tekrar tekrar başarısızlık yaşadığınız halde bu durumdan ders çıkarmaktan vazgeçmiyorsanız, hatalarınızın sizi yeniden yönlendirmesine olanak tanıyın. Belki gerçekten size göre olmayan bir yerde çalışıyorsunuz Bu sizin kötü yada yanlış birisi olduğunuz anlamına gelmez. Sadece yeni bir ayarlama yapmanız gerektiğini gösterir. Bir kapı yüzünüze tekrar tekrar kapanmışsa, açılıp açılmayacağını düşünerek orada çakılıp kalmayın. Başka bir açık kapı aramak için etrafınıza bakın. Başarı yolculuğunda size karakterinizden daha iyi hizmet edecek olan başka hiçbir özellik yoktur. Robart Cock derki; “Karakterin yerin; hiçbir şey tutamaz. Beyin satın alabilirsiniz, ama karakter alamazsınız.” Karakter yalnızca ilerlemenize yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda yol boyunca doğru kararlar almanızı da sağlar. BAŞKALARINA YARARLI TOHUMLAR EKMEK. Bu bölümde kişilerin başarı yolculuğundaki önemli etkenlerden birininde aile olduğu anlatılmaktadır. İnsanların değerler konusunda doğru yoldan sapmalarının nedenlerinden birisi, ailelerinin onlara eskisi kadar özen göstermemesidir. Ortak değerler bir aileyi güçlendirir ve gelişme çağlarında çocuklar açısından özellikle yararlıdır. Ailenizle ortak değerleri paylaşma doğrultusunda çalışmaya başlamanın en iyi yolu, aşmak istediğiniz değerleri belirlemektir. |
| | |
| KaramboL* Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | reredan (07 Şubat 2011) |
| | #8 (permalink) |
| Kayıtlı Üye ![]() Üyelik tarihi: 08 Aralık 2010 Mesajlar: 16.997 Ettiği Teşekkür: 1.919 Aldığı Teşekkür: 1.961
Rep Gücü : 214 Rep Puanı: 19630 Seviye: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | “İş dünyasındaki birçok hata ya yeteneksizlik ya da dar görüşlülükten kaynaklanır. Bazen de detayların arkasındaki önemli olayları göremeyenlerin başarıları bir anda başarısızlığa dönüşür.” Philip S. Delaney İşletmelerde başarı ve başarısızlıkta rol oynayan bir çok faktör vardır. Bunlar arasındaki örgütün çeşitli teknolojik unsurları olan makine, araç, materyal, teknik icatlar ile yapısal unsurları olan iş bölümü otorite, haberleşme karar verme, statü, rol vb. unsurları sayabiliriz. Ancak yukarıda saymaya çalıştığımız bütün bu olumlu koşulların varlığı, işletmenin süreçlerinde başarılı olmasında ve hedeflerine optimum düzeyde ulaşmasında yine de yetersiz kalacaktır. İşletme üyeleri, kendi arzuları ile verimliliklerini arttırabilir veya azaltabilirler. İşte, yönetimin en önemli sorunlarından birini teşkil eden isteklendirme, diğer bir deyişle motivasyon konusuna önem verilmesinin nedeni, insanların bu niteliğidir. İşletmede çalışan her bireyin, ulaşmayı arzuladığı bazı istek ve amaçları vardır. Her birey önce kendi amaç ve isteklerini, kişisel başarımını düşünecek, sonra sıra başkalarının amaç ve isteklerine gelecektir. Bu bakımdan, işletme amacı etrafında bir bütünleşmenin sağlanabilmesi için, işletmenin işgörenlerin beklentilerine cevap verecek koşullara sahip olması gereklidir. Ama bu işletme yöneticisinin işgörenlerini motive etmek için çaba harcaması ve kedi kendini yıpratması demek değildir. Koşulların buna elverişli olması gerektiği gibi üyelerinde zihinsel olarak başaracaklarına inanmaları ve işletmenin amaçları doğrultusunda kendilerini geliştirmeleri gerekmektedir. Başarılı yönetimin temel görevlerinden biri, işgörenlerin beklentilerine cevap vererek, onların işlerinden doyum sağlamalarını arttırmak suretiyle, işgörenleri işletme hedeflerine doğru yöneltmektir. Çünkü, işletme üyeleri kendilerine verilen görevleri yapmaya istekli olmadıkça, işletmede verimlilik ve etkinlik sağlanamaz. Dolayısıyla başarı hedefleri gerçekleştirilemez. İşletmede etkin bir isteklendirme sistemi, verilen emirlerin kabul edilmesini sağladığı gibi, görevlerin daha verimli bir şekilde yerine getirilmesine de yardımcı olur. BAŞARI VE MOTİVASYONA DAİR: BAŞARI=MUTLULUK Mutluluğun şartları 1) Asla demeyin 2)Ama ve fakat kelimelerini mümkün olduğu kadar az kullanın. 3)Fark etmez demeyin çünkü her şey farkeder. 4)Hiç bir cümlenizin fiili mış,miş,lar,ler,mışlar,mişler ile bitmesin.Bunlar sizin bilmediğiniz ve görmediğiniz, başkasının anlattığı eylemlerdir.Bunlara göre hareket hem size hemde karşınıdakine zarar verir. 5)Başkasının yerine düşünmeyin 6)Başkasının yerine karar vermeyin 7)Bencilce yaşayın.Zaten insan bencildir ve kendisi için yaşar.Aksini düşünüp kendinizi kandırmayın 8)Olaylara,konulara pozitif düşünce ile yaklaşın ( yapacağım,başaracağım gibi) Ancak bu pollyanacılık olmasın 9)Kesinlikle vazgeçmeyin 10)Geçmişi yargılamayın,birşey kazanamazsınız.Sadece tecrübe olarak faydalanın ve mutsuzsanız tekrar etmeyin. 11)Mutlu olmak ve ilerlemek için yaşanan şeyleri tekrar yaşamayın,yaşanmışlardan faydalanın(ateşin el yaktığını öğrenmek için elinizi ateşe sokmaya gerek yok) 12)Kendinize ve etrafınızdakilere güvenin, onları sevin. 13)Genelleme yapmayın 14)Hissettiğinizi yaşayın, varsın dünya beğenmesin.Siz beğeniyorsanız yeterli. 15)Bir anı yaşamak için yıllar harcamak başarısızlıktır,başarı bir anda yılları yaşayabilmektir 16)Karar verin, şu an sizin de yeni ve mutlu bir hayata başlama anınız olsun Kısacası kendi kendinizi motive edin. Bir Hikaye Tavşanın Doktora Tezi! Sahne I Ormanda güzel güneşli bir gün, ve bir tavşan yuvasının dışında oturmuş, tik tik tıklamakta. Bir tilki oradan geçer. Tilki -"Ne yazıyosun?" Tavşan -"Tezimi." -"Hmmmm. Ne hakkında ?" -"Tavşanların tilkileri nasıl yediği hakkında." (şüphe dolu sessizlik) -"Bu gülünç! Tavşanların tilkileri yemediğini herkez bilir." -"Tabi bilirler, ve ben sana ispatlayabilirim. Gel benimle." Birlikte tavşanın yuvasına girerler. Birkaç dakika sonra, tavşan döner, yalnızdır. Daktilosunun başına geçer ve yazmaya devam eder. Biraz sonra, bir kurt gelir, durup çalışan tavşanı seyreder. Kurt -"Ne yazıyorsun?" Tavşan -"Tavşanların kurtları nasıl yediğiyle ilgili bir tez yazıyorum" (kahkahalarla gülüş) -"Böyle saçma bir şeyi yayınlamayı düşünmüyorsun heralde?" -"Sorun değil nedenini görmek istermisin?" Birlikte tavşanın yuvasına girerler, ve birkaç dakika sonra tavşan yine tek başına döner ve yazmaya devam eder. Sahne II Tavşanın yuvasının içi. Bir köşede, tilki kemikleri. Başka bir köşede kurt kemikleri. Bir başka köşede, kocaman bir aslan karnını sıvazlayıp dişini karıştırmakta |
| | |
| KaramboL* Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | reredan (07 Şubat 2011) |
| | #9 (permalink) |
| Kayıtlı Üye ![]() Üyelik tarihi: 29 Ağustos 2010 Şehir: izmir Mesajlar: 2.135 Ettiği Teşekkür: 470 Aldığı Teşekkür: 258
Rep Gücü : 29 Rep Puanı: 2596 Seviye: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
İnsan Dünyaya gelişte bile şampiyon olarak gelir öyle değil mi? Çok büyük bir mucizeyi gerçekleştiren bir yaratılım sürecini geçirmek üzere milyonlarca raibini atlatır işte daha dünyaya gelmeden şampiyondur Sonra dış güçler bu şampiyonun kanatlarını kırabilir Zihin devreye girer kendininki yetmediği gibi bir de çevredekilerin zihni engeller koyar Başarıda altın kural bencedaha doğmadan şampiyon olduğumuz ve her engeliaşacağımız bilincini korumak. |
| | |
| | #10 (permalink) | |
| Kayıtlı Üye ![]() Üyelik tarihi: 08 Aralık 2010 Mesajlar: 16.997 Ettiği Teşekkür: 1.919 Aldığı Teşekkür: 1.961
Rep Gücü : 214 Rep Puanı: 19630 Seviye: ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Alıntı:
Ben bu bilincin korunması konusuna tam katılmıorum çünkü kişinin hayata adım attıgı andan itibaren baslar şampiyonlugu kişi zorlukları,sorunları ve çözümleri zaman içerisinde tecrübe ettikleriyle ögrenır. bu nedenle bu bilinci korumaktan çok bu bilince sahıp olabilmek başarıya yaklasmayı saglayan bir adımdır. | |
| | |
![]() |
| Etiketler |
| gelişim, kişisel |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
| Sistem Bilgileri | Site Bilgileri |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.6 Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd. Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0 Forumla+ |